2 Kasım 2011 Çarşamba

Zayıf Ölün

Çarşambaları boş günüm, normalde olduğundan biraz daha geç uyanır bol bol keyif yaparım evde. Yani bir şey yapmamak da keyiflidir. Bu gün saat 7de uyandırıldım. Anneannem rüya görmüş ayrıca hazır bayram öncesi iken dedem ile babaannemin mezarını ziyaret etmek istemiş.

Şoför benim, yolda önceden diktiklerimiz çoktan solmuştur diyerek çiçek aldık biraz. Anneannem dua kitabı çıkardı okumaya başladı daha "Ada 17" ye varmadan. Daha önceden toprak koyduğumuz halde ikisinin de mezarında göçme olmuş ama babaannem daha kalıplı olduğu için daha fazla göçüntü vardı onun kabrinde. Sıkıntı değil, kişi başı bir el arabası toprak döktürdük çiçekleri diktik gene normal seviyeye çıktı.

Bu işlemlerden sonra etrafa bakındım biraz. Bazıları 2002'de 2003'te ölmüş mermer yazılar falan güzel de, kimse ilgilenmemiş, tahtalar ve ceset iyice çürüyünce bazıları bir metreden derin çöküntü yapmış. Budadığımız çam ve asmaları oralara teptik hem yerde durmasın hem de en azından bir süreliğine yeşil gözüksün diye.

Ya arkanızda size hayrı dokunacak kişiler bırakın. Ya da zayıf ölün ki mezarınız kötü gözükmesin.

CK

21 Temmuz 2011 Perşembe

On Kuruş Değerinde Yaz Okulu Kayıt Sorunu

Ayıptır söylemesi vakıf üniversitesinde okuyorum, kendisi de yaz okulu da her bir şeyi de kol gibi para istiyor anlayacağınız. İki dersten kayıt yaptırmam gerekiyordu, sitesini her gün kontrol ettim, hangi bankaya, hangi gün... Açıklandı; kredi başına şu kadar lira, toplamda bilmem kaç bin lira yirmi beş kuruş.

Denleştirdik parayı gittim yatırmaya, yatırdım da ama net hatırlamıyorum yalan olmasın, ya ben yanlış söyledim ya adam yanlış anladı, küsurat kısmı on beş kuruş olarak yattı. Dekonta da bakmıştım ama sıcağın yan etkisi olsa gerek, hiç dikkatimi çekmedi. Eve gittim, bilgisayarı açtım kayıt yapmak için, yedi kredi gözükmesi lazım hakkım olan, altı gözüküyor. Kontrol ederken farkettim, aradım okulu, "böyle bir durum var ne yapmalıyım ?" Cevap geldi, "Beyefendi sistem tamamen otomatik olduğu için, ne kadar para yatırıldıysa ona göre veriyor krediyi, on kuruş eksik olursa vermez." Bankaya gidip on kuruş mu yatırmam lazım diye sorum, evet dedi. La havle !

Bu konuşmadan sonraki gün evdeki ekmek gazete almak üzere bozukların konulduğu yerden on kuruş buldum, biraz da yemek içmek için para aldım yanıma. Gittim bankaya sıra bekliyorum. On kuruş yatırmak için. Aklımda da şu var : On kuruş yatırıldığını gösteren dekontun fotokopisini çekip, dekanın kapısına, öğrenci işleri tabelasının altına falan yapıştırıp. Not olarak da "On kuruşun lafını yaptığınız için teşekkür ederim sevgili okulum." yazacaktım.

Sıra bana geldi, gel de anlat adama durumu, tüm banka gülme krizinde, para yatırmanın ek bir maliyeti varsa onu ödemeye razıyım, ama o dekontu istiyorum dedim. Adam defalarca denedi lakin sistem hata verdi. Şansa gel... Bir saat sonra gene uğrarım dedim, çıktım okula gittim.

Tabi tek sorunu olan ben değilim, herkes bir şeyler soruyor da benim sorundan sadece bende var, telefonda "git bankaya yatır" diyen kadın önünde beni burnundan soluyor, ter içinde, öfkesine hakim olmaya çalışırken
görünce birden ilgilenesi geldi. Zaten bir hareketlilik vardı ama toptan karıştı öğrenci işleri. Oraya telefon buraya mesaj. Adıma numarama dekontuma defalarca baktılar, sanarsınız okuldan bir iki milyon dolar alacağım var. En son bir odaya gönderdiler, bir de oradaki bayana anlat dediler, gittim, veri tabanına girdi, benim yatırmış gözüken miktarı on kuruş ileri aldı. Ben de teşekkür edip, on kuruşu masanın üzerine bırakıp çıktım.

CK

İlkokul Buluşması

Geçenlerde akşam üstü evde oturuyorum, facebookta bir mesaj, ilkokul arkadaşımdan, şurada buluşuyoruz müsaitsen gel. Olmaz mıyım be ! Fırladım çıktım evden, saçla başla uğraşamadan. Nasıl anlatsam, hafızandaki görüntünün üzerine en az yarım metre daha koy, erkeklere saç sakal ekle biraz, kızlara da kendilerine özgü gelişim uzuvlarından işte, söyletmeyin. Neyse  15 yıldır görüşmemişiz herkes bir sürü şey yapmış kimi mezun olmuş kimi olacak, öbürü askerlikten okulu ertelemiş, öbürü askere gitmemek için okuyormuş. Bana sordular senden naber diye, birinci sınıfım dedim ne diyeyim, öss'yi ilk yıl kazanama, ikincisinde deli gibi istediğin bölümü kazan, onda da git sınıfta kal, ikinci kere gene oku, sınıfını geçmen yaz okuluna kalsın. Neden diye sorduklarında ne acelem var okuyorum işte sakin sakin, mezun olanları da gördük iş arıyorlar diyerek geyiğe sardım, eskiden ben de eğlenirdim kendimin haylazlığından tembelliğinden. Şimdi söylerken içim cız ediyor midem kalkıyor.

Neyse ki o muhabbetler çabuk geçti, sıra geldi aşk meşk durumlarına, ben kendimi bildim bileli geçerli olan verileri söyledim. "Yaş : 20'nin üzeri, Medeni Durum : Sap", gene güldüler, ben gene cızz. Neden diye sordular gene, sanki tüm sınıf benim için toplanmışçasına, kısaca açıkladım, "Herkesin bir yeteneği vardır di mi ? Kimi tarihleri çok kolay aklında tutar, kimi spora yatkındır, kimi satranca. Bir de herkesin ne yaparsa yapsın edinemeyeceği bir yeteneği vardır, mesela tarihe meraklı biri matematiği beceremeyebilir. Bende de o durum kızlar için geçerli işte." Dedikten sonra ilkokulu aratmayacak düzeyde bir mizahla, "sen de erkek tavla zihehe" sonra biraz ciddileşip, "ama kızlar kendilerini güldüren erkekleri severler" denildi. "O iş yalan" dedim.

Bu muhabbetler esnasında bira içiyorduk, sonra kalktık sıcak midye yedik sonra da dağıldık. 15 Yıl önce gördüğüm arkadaşları görmek çok güzeldi gerçekten de. Muhabbetin içeriği, ne bileyim pek sarmadı. Konular bu ikisi yerine mizah ve bilgisayar olsaydı daha fazla eğlenebilirdim galiba.

CK

3 Şubat 2011 Perşembe

26 Ocak 2011 Çarşamba

Otoyaygara

Dün gece yarısı bilgisayarı kapatıp tavanı seyretmek üzere yatağa gitmeye karar vermek üzereyken. Son saniyede msn yanıp sönmeye başladı. Arada bir konuşabildiğim, çok sevdiğim, beş yıldır yüzünü görmediğim bir arkadaşım. Buralardaymış bugün otobüsü varmış, gitmeden önce buluşup iki çift laf etmek istedi.

Saat on gibi otogarda buluştuk. Oturduk cafe gibi bir yere, ne oldu ne bitti iki saat doya doya konuştuk otobüsüne bindirdim. Ben de şehiriçinde takılan otobüslerin durağına gittim eve dönmek üzere.

Dönüşte okurum diye aldığım dergiyi yanıma koydum, telefonun kulaklığıyla uğraşmaya başladım müzik dinlemek için. Biraz düğüm olmuş ta cepte. Uğraşırken iki serseri görünümlü tip geldi. Biri konuştu. "Selamınaleyküm birader, biz Irak'tan geldik de babama bi telefon edebilir miyim senin telefondan, gelip bizi alsın ?"

10dksı 50kuruş tarifesinin dolmasına daha vardı. "Tabi" dedim. "Numarayı alayım". Diğer çocuk ta etrafı kolaçan ediyordu durmadan, içimde çok yüksek bir şüpheyle numarayı çevirdim verdim çocuğa telefonu. Açmaya çalıştığım kulaklığımı yeniden toplayıp cebime koydum. Ayağa kalktım. Kollarımı kavuşturdum. Çocukların konumuna baktım, durağın demiriyle kaldırım arasındaki boşluğa baktım, etrafa da baktım kimse yoktu.

Laf lafı açtı telefonda, çocuk sırasıyla babası, dayısı, amcası ile konuştu (aslında bir kişiyle konuştu, telefondan dışarı yayılan cılız sesin tonu hiç değişmedi) sonra annesi ile savcılıktaki davası hakkında konuştu. (ses tonu halen aynıydı) Baktı diğer konuşmayan çocuk olacak gibi değil, "Telefonunu versene abinin, yeter" dedi.

Teşekkür edip ayrıldılar. Keşke deneselerdi. Biraz idman yapmış olurdum.

CK


22 Ocak 2011 Cumartesi

Türktelekomlaştıramadıklarınızdanım

Meraba sevgili okur aslında var mısın bilmiyorum. Görüntülenme sayımız tahmin ettiğimizin üzerinde ama belki de arama motorlarının programcıkları yazılarımızı kopyalayıp sahiplerinin veritabanlarına işliyorlardır. Program bile olsan benim gözümde okursun ona göre.

Canım yazmak istiyor ama ne yazacağım hakkında hiç bir fikrim yok. Neyse en azından bu halimi paylaştım yüküm hafiflemiş oldu. Buldum galiba bişey. Yazayım bari.

Çoğumuzun olduğu gibi benim internetim de ttnet 8Mbit'e kadar olan cinsten. Günlerdir 2Mbit'in üzerine çıkmıyordu, merak ettim bi arayım dedim. Her aradığımda aynı kişiyle konuşmuş olsaydım şimdiye kesin kanka olmuştuk.

-İyi günler ben Sedat nasıl yardımcı olabilirim.
-İyi günler Sedat bey
-İyi günler (bu döngüyü istediğin kadar döndürebiliyorsun aslında, ama genelde üç kere zikredilmesi kafi görülür benim için de bir sakınca yoktur)
-Bir şey soracaktım
-Buyrun
-Benim net 8e kadar olanından ama günlerdir 2nin üzerine çıkmıyor eskiden 1.5 olduğu zaman da olurdu 6.5 olduğu zaman da, acaba tarifem mi değişti ?
-Bakıyorum, hayır beyefendi değişmemiş 8e kadar olanından.
-Ama hep 2 ?
-Hiç mi üzerine çıkmıyor ?
-Hayır, torrentte bile 230-240 ile çekiyor, bir Allah kilobaytı üzerine çıkmışlığı yok.
(Uzun bir sessizlik oldu, tahminimce gülmesini bastırmaya çalışıyordu. Ya da hükümet yalakası birisiydi bol bol "töbe töbe" dedi. Bilmiyorum.)
-Çok ilginç
-Evet hadi oturup hayret edelim böyle kendi kendine düzelir belki.
(Bir süre sessizlik daha.)
-Probleminizi rapor ettim efendim, size ulaşmamız gerekirse bir numara alabilir miyim ?
-bla
-bla
-bla


CK

20 Ocak 2011 Perşembe

Gidebiliyorsan git !

Şu dünyada yaşanılacak 2 tane yer var arkadaş!.

Biri Karayipler, diğeri de Avustralya. Ötesini bilmem, başkasını da tanımam. Kendine bir tane tekne mekne artık ne denk geliyorsa ayarlayıp ilk fırsatta kaçıp buralara yerleşeceksin. Ha gerekirse Avustralya' ya gider aborijin olur çıkarım. Karayiplerde de balıkçılık yaparım. Yeter ki kafam rahat olsun. Tek derdim hayatımı sürdürebilmek olsun.

Bana çok saçma gelen şeyler var şu an ki sistemde. Aslında her sistemde bu böyle ama yapacak pek de bir şey yok. Saçma gelen şey de şudur: Doğarız, annemiz ve babamız bizi yetiştirir. İlkokuldu, ortaokuldu, lisedi, üniversitedi derken bir bakmışsın mezun olmuşsun. E peki şimdi ne olacak?. "Bir iş bulup çalışmak lazım". O iş bulunur. Zaten kısacık olan ömrünün yarısını bu işe verirsin. Ne için? Tabii ki para kazanmak için. Para kazanınca ne olur peki? Barınmanı, yemeğini, eğlenceni, her şeyini bu parayla karşılarsın. Senelerini aynı işe verirsin. Ta ki emekli olana kadar. Evet, bravo sana!. emekli oldun. Devlet baban ne yaptı sana? Emekli ve "yaşlı" olduğun için sana aylık para bağladı. Bu para yine bütün ihtiyaçlarını karşılamak için kullanılacak tabii ki.

Şimdi, buraya kadar aslında pek de bir problem yokmuş gibi gözüküyor ama devam edelim, senelerce çalıştın para biriktirdin. Ne kadar biriktirdiğinin hiç bir önemi yok. İster milyar dolarlar kazanmış ol, ister kenara 3-5 kuruş atabilmiş ol. Sonunda genel olarak herkesin arzusu, sakin bir yere çekilip, mesela bir balıkçı kasabasına, orada mütevazi bir ev alıp, mütevazi olarak yaşamaktır. Tabii ki uçuk kaçık yaşamak isteyenlerde olacaktır ama ben sadece genellemeye çalışıyorum. Ki benim de hayallerim bunlara yakın şeyler.

İşte şimdi söylüyorum. E be adam! Sen(ben) nasıl bir adamsın ki senelerce uğraşıp para kazanmaya çalışıp ondan sonra da tekrar en başa, mütevazi yaşama dönmek istiyorsun. Dönmek istemekle bence en doğrusunu yapıyorsun fakat geç kaldın be adam. Ne gerek vardı o kadar seneni harcamaya. Üstelik kendi ağzınla söylüyorsun mütevazi yaşayacağım diye. Geçen senelerine yazık. Yapma, etme...

Sizinle şöyle bir hikayeyi paylaşmak istiyorum, benim her okuyuşumda hem içimi burkar hem de içten bir gülümsetir:


Amerikalı bir zengin işadamı, bir iş seyahati sırasında küçük bir Meksika köyü kasabasına uğrar. Limanda gezerken, ağzına kadar balık dolu küçük bir teknenin içinde oturan bir balikçı dikkatini çeker. Merakla yanına yaklaşır ve sorar:

"Merhaba, bu balıkları yakalamak ne kadar zamanını aldı ?"

Balıkçı, tümünü bir-iki saate yakaladığını söyler.
Yabancı adam bu kez, niçin daha uzun sure kalıp, daha fazla balık yakalamadığını sorar. Balıkçı, ailesinin geçimi için bu kadarının yettiğini soyler. Amerikalı işadamı merakla balıkçıya kalan zamanını nasil geçirdiğini sorar. Balıkçı anlatır :

"Geç vakit yatarım, sabah birazcık balık yakalarım. Sonra cocuklarımla oynarım,oğlende de karım Maria ile biraz siesta yaparım. Akşamları, amigolarla beraber gitar çalip şarap içeriz, eğleniriz. Dolu ve meşgul bir yaşantım var senyor."

Amerikalı gerinerek,

"Benim Harvard'dan MBA'm var ve sana yardım edebilirim. Balık tutmak için daha çok zaman ayırmalı ve daha büyük bir tekne ile calışmalısın. Bu tekneden elde edeceğin gelirle daha büyük tekneler alırsın. Kısa surede bir balıkçı filosuna sahip olursun.Böylelikle, yakaladığın balıkları aracılara değil, doğrudan doğruya işleme tesislerine satarsın. Hatta kendi balık fabrikanı bile kurabilirsin. Balıkçılık sektöründe bir numara olursun."

Ve Amerikalı devam eder,

"Tabii bunları yapman için öncelikle bu küçük balıkçı kasabasini terk edip Mexico City'ye, daha sonra Los Angeles'e ve en sonunda holdingini genişletebileceğin New York'a yerleşirşin."

Balıkçı düşünceli vaziyette sorar,

"Peki senyor, bu anlattıklarınız ne kadar zaman alır ?"

Amerikalı yanıtlar,

"15-20 yıl kadar."
"Peki bundan sonra senyor ?" diye sorar balıkçı...

Amerikalı güler,

"Simdi anlatacağım en iyi tarafi! Zamanı geldiğinde, şirketini halka açarsın ve şirketinin hisselerini iyi paraya satarsın! Kısa zamanda zengin olup milyonlar kazanırsın !"

"Milyonlar ?" der. Meksikalı, "Eee...sonra senyor ?"

Amerikalı,

"Ondan sonra emekli olursun. Geç vakitlerde yatabileceğin küçük bir balıkçı kasabasına yerleşirsin, istersen zevk icin biraz balık tutarsın, cocuklarınla oynayacak, karınla siesta yapacak zamanın olur,aksamları da arkadaslarınla şarap içip, gitar çalarsın. "






Sağlıcakla kalın,
(Bulut)

18 Ocak 2011 Salı

Altın Günü

Annem çalıştığı yerde çok sevilen birisi olduğu için emekli olurken illa ki bi şekilde bağlantıda kalmak istemişlerdi. Her ayın ikinci pazar günü sırayla birisinin evinde altın günü düzenler oldular. Başta "kız kıza" eğlenirlerken sonra "aileler de tanışsın ayol" sloganıyla herkes getirebildiği kadar aileden birilerini getirmeye başladı. Bizimkilerin bahanesi hazır. "Biz içecez sen de şöför olacaksın, sınırı geçmeyek kadar içersin istersen." Keşke hep bizde olsa bu günler, en azından bi görünür sonra odama çekilirdim. Şimdi ayda bir hava kararınca biri anyada öbürü konyada oturan farklı farklı kişilerin evine gitmek üzere araba kullanır oldum.

Sonuncusu biraz garipti, hani insanın canı hiçbirşey yapmak istemez ya o derece. Gene de götürdüm sağ salim, biraz bişeyler attım ağzıma sonra bir köşeye çekildim. Yeni gelenleri karşılamak üzere hep beraber ayağa kalkmaları dışında, kadınlar ve erkekler gruplaşıp öyle konuşuyorlardı. Bir tarafta dedikodu, yemek tarifleri, ardından nasıl kilo verebiliriz geyikleri, diğer yanda siyaset ağırlıklı olmak üzere her telden muhabbet.

Derken birileri daha geldi. Ekipten değiller ama nasıl olduğunu bilmesem de bi şekilde herkesi tanıyorlar. Kızlarını da getirmişler, oldukça sağlam bir fiziği var. Belli o da zorla gelmiş. Hoşgeldin beşgittin muhabbetleri arasında onlar da yerleşti bi kenarına masanın. Kızları da iki üç lokma bişey yedi oflaya puflaya bakmaya başladı etrafa. Göz göze geldik ve fonda "love story" çalmaya başladı, demeyi isterdim ama o kadar bayık bi durumdaydım ki, gülümseyebilmeme hayret ettim.

Geldi yanıma oturdu karşımızdaki pencereyi izledik beraber bi süre, sonra aynı anda birbirimize bakıp tüm akciğerdeki havayı boşaltırcasına bir "off !" daha. Zorlaya zorlaya bir iki çift laf ettik. Ayrı evde kalıyormuş, evi de yakınlardaymış üç arkadaşlarmış. "Hadi kalk bize gidelim ölecem yoksa burada ve galiba sen de" dedi. Bi kafamı salladım şöyle uyudum lan acaba diye ama hayır. Resmen evine davet etti. "Arkadaşların rahatsız olmasınlar benden" diye sordum. "Umursamazlar, ikisi de moda manyağı nette bişeylere bakıp duruyolar sabah akşam" dedi. İyi dedim. Bizimkilere "biraz dolanacaz fazla açılmayız" diye bildirdikten sonra çıktık gittik.

Kız evi olduğu belli abi, içeri girer girmez yanımda getirdiğim toz zerreciklerini yakalayan bişeyler var sanki. Pırıl pırıl ev. Diğer iki arkadaşı salondaydı kafalarını yarım kaldırıp hoşgeldiniz dediler ve devam ettiler ekrana bakmaya. Dolaptan 2 bira aldı, odasına geçtik.

Okul, hava, su, taş, toprak... Nasıl canı sıkılmışsa garibimin, değinmedik şey bırakmadı. Bir yandan da odayı incelerken gözüm tartıya takıldı. Bi tartılayım dedim çıktım üstüne, bizimkinin söylediğinden üç kilo fazla gösteriyor diyince sevindi tabi. Üç kilo zayıflamış gibi olmak bile güzel bişey olsa gerek bir bayan için. Zaten zayıf gösteriyorsun ki dedim, göbek falan yok işte diye de ekledim. Bir aralar çok kiloluydum, çoğunu verdim ama kalça kısmımda biraz fazlalık var dedi. "Boşver ya yemeğin salçalısı.." dedikten sonra hasktir ne diyom lan ben diye düşünürekten birdenbire sustum. Güldü, "bunu söylemeye mi utandın, ben devam edeyim bari, kadının kalçalısı" dedi. Biraz ağırıma gitti tabi, utanacak ne var lan diye düşündüm kim bilir bi daha nerede görecem bu kızı, yürü bakalım dedim kendi kendime ve devam ettim. "E yani, selülit falan yoksa normalden biraz daha iri olması sorun olmaz" dedim. (tırnak içinde bıraktım yazıyı, şöyle devam edecem B=ben, O=o)

O: Bende hiç selülit yok.
B: Görmeden inanmam
O: Nasıl yani ?
B: İnandırmak zorunda değilsin tabi, ama görmediğim sürece inanmıyorum.
O: E ama içerde kızlar var.
B: Umursamazlar, moda manyakları bakıyordur gene bişeylere.
O: Arkadaşlarıma hakaret etme !
B: Senin sözlerindi bunlar.

Muhabbet sert gibi gözüküyor böyle okuyunca ama, gözler yılan yılan bakmaya başlar ya, her cümlemizde daha da belirginleşiyordu o bakışlar. Sıyırdı pantolonu yattı yüzüstü yatağa, "al bak bakalım" dedi. Bakayım da biraz bol ve haliyle bedenine göre uzun boxer giymiş. "Bişey gözükmüyor" dedikten sonra, "buradan sonrasını da sen hallet" diye tepki aldım. Daldırdım elimi içeri, harbiden de pürüzsüz, pürüz ararken kızın hoşuna gitti, ufak tefek seslerle belli etti, ben de bi durum değerlendirmesi yaptım. Ya şimdi hava da soğuk oda da soğuk, sevişsek zatüre olurum heralde, bu kadar kolay olduğuna göre kızın içi yol geçen hanıdır muhtemelen, korunmaya yönelik hiçbir şey yok yanımda, hiç yorulasım da yok ayrıca, boşver. "Harbiden de pürüz yokmuş inandım." dedikten sonra pantolonunu tekrar durması geren yere kadar çektim.

O bakışı görmek gerekirdi, "nasıl bir erkeksin ya sen" bakışı. Öyle bi erkeğim işte. Biraz da farklı olmayı seven bir erkeğim. Bir şey aslında ne kadar güzel olursa olsun, eğer çoğunluk tarafından yapılan, uyulan, alınan bir şeyse, bana itici geliyor o olay arkadaş.

CK

15 Ocak 2011 Cumartesi

Gönül İşleri Ofisi

Mahallede, üniversitede, yolda belde heryerde elimden geldiği kadar neşeli davranmaya, alttan almaya çalışıyorum. Sıkıntılar yok mu. Olmaz mı. Olmasına var da ben sorunluyum diye bunda suçu olmayan arkadaşlara niye trip atayım ?
Bir değişiklik olsa hayatımda fena olmaz diye düşündüm ama zaten erişebildiğim tüm ekstrem sporları yapmış biri olarak daha ne kadar değişik bir şey yapabilirdim ki. Bi sevgili bulayım dedim kendime, gerçi fiziksel cesarette sınır tanımayan ben duygusal yönden pısırığın teki olduğum için neredeyse çeyrek asırdır sap sap dolanıyorum halen.

Ortaokula yeni geçtiğim yıllar, önlükten kurtulup ceket giyiyoruz ya, adam olduk büyüdük hemen, sınıfa daha gelir gelmez etrafıma bakınmaya başladım. "Kimde aşık olunacak tip var" diye. Yok çıkmadı ya da benim gözüm yükseklerdeydi.

Bi gün eve geldim aldım elime kağıt kalemi yazmaya başladım "Kız dediğin nasıl olur" başlığı altında. Neler yok ki listede. Boy vücut ölçüleri, karakteri, kaç tane yabancı dil bilmesi gerektiği, not ortalaması en az kaç olmalı, ince zeka kriterleri... yazdım da yazdım. Sonra da odamda bizimkilerin bulamayacağı bi yere sakladım. Duvardan duvara halınız varsa ve bir köşesinden kaldırabiliyorsanız onun altına sakladığınız kağıtlar yıllarca gün yüzüne çıkmaz, siz bile unutursunuz bazen.

Ben de unuttum bi süre sonra zaten, taa ki lise ikiye kadar. Adına aşk denir mi bilmiyorum ama kızı tanıdıkça listedeki maddeler bir bir oturuyordu üzerine. Kendi kendimi "kadı kızında olan kusur bile yok bunda hadi oğlum" diye gaza getirdim. Tüm ciddiyetimle konuştum ama tabi damga yemişiz ya önceden bu çocuk geniştir, dünya umrunda değildir diye. Geyik yaptığımı sanıyor, sinirlendim, onu bile rol sandı. Sonra ciddi olduğumu anladı "başkası var" dedi ki biliyorum yok.

Eve gittim listeyi çıkardım halının altından, biraz sararmıştı. Baktım, neredeyse tamamen uyuyordu. Kendi kendime nerde hata yaptım niye böyle oldu diye düşünürken, dank etti bir şeyler. Başka bir kağıt çıkardım ve kendi özelliklerimi yazdım. Aradıklarımın üçte biri kadar olsaydı iyiydi gene. Hedef belli oldu : Ya kendini geliştir, ya çıtayı indir.

İkisini de yapmaya çalıştım bu olaydan sonra üç kişi daha çıktı karşıma. Birisi dedi ki "daha bir ilişkiden yeni çıktım, olmaz" zaten sonrasında kayboldu nerde bilmiyorum. Başkası dedi ki "çok uzun bir süre hayatımda erkek olmasını istemiyorum" eyvallah, halen muhabbetim sürer kendisiyle. Ve sonuncusu tamamen benim aptallığım.

Üniversitedeki bir etkinlikte tanıştım güzeldi ve rahat hareketleri vardı. Adını öğrendim de soyadını sormak aklıma gelmedi nedense. Facebook üzerinde çıkan tüm isimlere ortak arkadaşlara göre baka baka buldum hummalı bir çalışmanın neticesinde. Ekledim, kabul etti. İlişki durumunda bir kız adı var, fotoğraflarda el ele kol kola her yerde beraberler. Nası ya ! İki üç gün olayın şokundayken bir arkadaşıma anlattım durumu bu işlerden benden çok daha iyi anlayan bir arkadaşa. "Bazen erkekler uzak dursun diye ilişki gösterirler bazen de çok iyi geçindikleri arkadaşlarını yazarlar oraya." Hay kafama sıçayım. İlk fırsatta uçtum gittim yanına. Gaipten sesler korosu çınladı kulaklarımda. "Geçti Bor'un pazarı"

Ne yapılır ne edilir çok da bişey bilmiyorum aslında biliyorum da ne bileyim, sırf tavlamak için olmadığım biri gibi davranmak zor geliyor bana, seven bu halimle sevsin diyorum, seviyorlar da sağolsunlar ama "arkadaş olarak". E oldu diyelim. Her gün vıcık vıcık telefonda msnde kamerada smste konuşamam ki. Kimseye borcumuz yok şükür ama paramız kendimize yetecek kadar. Kız dediğin azıcık da olsa bonkörlük ister. Benim yapabileceğim şey ise ağzımı açmamak, açlık kokusundan rahatsız olmaması için. Kız için değişecek tek durum sevgilin var mı diye sorarsa birileri kendisine var demek olur heralde.

Bir de işin başka boyutu var, gönül işlerinde pısırığın teki olduğumu söylemiştim. Ben ve başka standart erkek aynı anda aynı zorluk seviyesine sahip iki kızı kestirsek gözümüze. Onlar yatağa geçerken ben daha elimi ürkekçe omzuna atıyor olurum heralde. Aramıyorum valla kimseyi artık geyiğe vuruyorum işi. Belki günün birinde manyağın biri gelir elini önüme uzatarak "tut şu lanet olası eli ve benle çıkmaya başla" der. Anca o şekilde olur bu saatten sonra.

Neyse okur yazarlık araştırmalarına göre yurdumda bir insan yılda ortalama bir kitabın yedide biri kadar okur, çoğu kişinin bünyesi bundan daha uzun yazıları kaldıramaz hatta bunu bile. Çok da akıcı yazmadığımı düşünürsek yeter şimdilik bu kadar.

Kalın sağlıcakla.
CK

Merhabalar;

Evet, herkese merhaba... Bugün bir arkadaşımla bloglar hakkında muhabbet ederken dedik ki;  biz de böyle bir şey yapsak, içimizi döksek ne de güzel olurdu.  Dedik ve hemen gerçekleştirdik... Bu açılış yazısından sonra ikimizden hangisinin içinin dökülesi gelirse o yazacak, o çizecek... Anlayacağınız biz 2 kişiyiz ve isimlerimizi paylaşmak istemiyoruz. Şimdi henüz bir şey kararlaştırmadık fakat ilerleyen zamanlarda birer takma isim buluruz diye umuyorum ve herkese iyi geceler diliyorum.